Embed

TOLSTOY'UN VOLKMENİ

..ben çar olsam kimseyle savaşmazdım der tolstoy.. ama çar değildi.. çar olsa savaşacaktı belki de.. durumu anlatacak atasözü olarak ‘bekara karı boşamak kolay’ gelebilir belki akıllara.. benim gelmedi.. sevmediğim bir atasözü.. müptezelin bir teki atmıştır bence ortaya böyle bir lafı.. karı boşamak.. neresinden tutsan elinde kalacak bir tümce bence.. komik değil, düşündürücü değil, eğreti.. hoş da görünmüyor.. kulağa da çirkin geliyor, manasız, pis.. tolstoy çar olsaydı değişir miydi, bilemem.. tolstoy değil de başkası olsa boş boş konuşuyor derdim.. şöyle olsam böyle olurdum, bu olsam şunu yapar, şu olsam bunu yapmazdımcılar.. tolstoy denince biraz ciddileşiyorum.. tolstoy bu, shakespeare’in şişirilmiş bir balon olduğunu söyleyen adam.. ondan sebep de kendisine kulak vermekten hoşlanırım.. ben böyle muhabbete dalmışken arkada şarkılar çalıyor.. aslen bertuğ cemil açmıştım o çalıyordu, sonra işte youtube biliyorsun sıradan gidiyor:).. sözlerimi geri alamam çalıyor şimdi, bulutsuzluk özlemi söylüyor, akustik.. lise son sınıfa gidiyordum.. okumuştum, ’hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı’ yazıyordu... allah allah dedim nedir bu.. uydurulmuş bir şey midir bir filmde mi geçer, atasözü müdür yoksa;).. sonra şarkıyı duydum, bulutsuzluk özlemi söylüyordu.. işte dedim, şimdi taşlar yerine oturdu.. belki o vakte kadar çok kez duymuştum da işte dikkatimi çekmemişti.. çok kez duymuş olmam da kuvvetle muhtemel, benden sadece birkaç yaş küçük bir şarkı çünkü.. lise son sınıf olduğunu da nereden hatırlıyorum, en çok şarkı dinlediğim yıla denk gelir çünkü.. çünkü tüm arkadaşlarım öğrenci seçme adındaki muazzam sınava hazırlanıyordu, ben de pek hazırlanmadığımdan boş vakitlerimde (ki vaktimin çoğuna karşılık geliyordu) volkmenimden şarkılar dinliyordum.. kasetlerim vardı ve bu kasetlerin çok büyük çoğunluğu (hepsi yani) ayna grubunun kasetleriydi.. dinleme hareketim ise şuydu; kulaklığı taktıktan sonra kollarımı sıranın üzerine koyup başımı da kollarımın üzerine koyma şeklindeydi.. o günden bugüne değişmez o duruşum.. halen  uykusuz olduğum günlerde iş yerimde bu şekilde gözlerimi dinlendiririm ve bunu yapmama engel değildir temsan'da mühendis oluşum.. önce insanım çünkü, ilk evvel insan.. bazen içimin geçtiği de olur yani neden olmasın.. hem ben insanım:).. o zamanlar mp3 player tam yerleşmemiş piyasaya.. o yerleşmemiş ama volkmen de artık etkisini yitirmeye başlamıştı.. cd çalarlar modaydı.. geçiş dönemi.. benim elimdeki volkmendi ve kıymetini bilirdim.. ondan bir sene sonra da ablam cebeci teknosadan mp3 player almıştı bana, 256mb sandisk.. 60 civarı şarkı alırdı.. sözlerimi geri alamam çaldı az evvel ve getirdi buralara konuyu:).. üstüne birkaç şarkı daha çaldı ama onlarla ilgili aklıma gelen bir şey yok:).. güncel şarkılardı onlar.. belki bir on sene sonra da onlarla ilgili bir şey yazarım.. nisan’a giriyoruz.. ay bitmeden emir evleniyor, ramazan’ın zorunlu hizmet belli oluyor.. nöbetlerine gidemeyeceğiz artık akşamları muhabbet etmeye ki en son dün akşam yanındaydık.. ramazan’ın değişik maceralarını ve düşüncelerini dinledik:).. emir’in düğüne az kaldı, sorsan uzundu vakit, çabuk geçiyor ama.. çabuk geçti sorsan.. zaten dönüp baktığında insanın çabuk geçmedi diyeceği ne kadar şey olabilir ki, kafeste kalmadığı sürece insan.. insan kafeste hissediyorsa kendini yaşadığını bile bilmez ki, zamanı nasıl çabuk geçirebilir.. nasıl tarif edeyim ki.. null mesela.. evet null.. kafeste tuttuğun canlının sorumlusu sensindir ya hani, kendini kafeste hisseden insan da bir sorumlu arar.. devleti suçlar kimi, kimi sevdiğini, kimi sevmediğini, konusunu komşusunu kimi.. bir kafese hapsolmamışsan ve bir kafese hapsolmadığının da bilincindeysen baktığın zaman dönüp de ‘zaman’a, hızlı akıtmışsındır.. büyüdükçe de daha hızlı akıtırsın zamanı.. tecrübelendikçe de büyürsün yaygın kanı.. ben aslen tecrübelenmek ve büyümeyi pek isteyen bir adam değilim.. ben mevcut yaşım ve tecrübemle rutin hayatıma devam etmek isterim.. o kadar da büyümenin lüzumu yok bence.. benim volkmenim vardı.. benim volkmenim varken bazı arkadaşlarımda cd çalar vardı, yeni çıkmıştı mp3 playerlar bazı arkadaşlarım sahipti ona da.. mp3 player sahibi olduğumda kasetten dinlediğim şarkıları dijital olarak onun içine attım.. hepsini atamadım tabi, 60 şarkı alıyordu.. 2006 senesinde öğrenciyi seçen o muazzam sınava tekrar hazırlanma fırsatı! yakalamıştım.. lisede girdiğim sınav pek de parlak geçmemişti:), derslerin büyük çoğunluğunu sevmiyordum, ortaokulda muazzam arkadaşlarım ve muazzam bir ortamım vardı ve liseye geçince biraz uyum problemi yaşamıştım ondan sanırım.. lisede de muazzam arkadaşlıklarım oldu halen de eksiksiz noksansız devam ettiğimiz lakin ilk başlangıçta yani hazırlık sınıfında uyum sıkıntısı çekince az da olsa bu benim derslere verdiğim önemi azalttı, hayatta daha önemli şeylerin (arkadaşlık, dostluk, aile) olduğunu düşünmüş olabilirim.. belki de derslere çok ilgi göstermiyor oluşuma bir kılıf arıyorumdur şimdi bilemem:).. sonra 256 mb sandisk mp3 playerımla bir kez daha girecektim sınava.. yani liseden sonra bir kez daha.. kumrular sokaktan geçiyordum o gün dersaneye giderken, kumrulara dik uzanan sokaklar vardır adnan ötüken il halk kütüphanesinin yanında ve onun paralelinde.. eczanelerin olduğu sokaktan girdiğinde, –ki burası 92-93-94 veya 95. sokak diye geçer tam anımsamıyorum:), sokağın sonu merdivenlerle biter.. yahya galip caddesiyle kesişir bu merdivenler, genelkurmayın hemen karşısı.. kulağında müzik çalarken daha böyle bi özgüvenli olursun ya öyleyim laf aramızda, sokağın sonuna geldim merdivenlere, bu merdivenlere oturdum sonra.. sırtımda çantam var dersaneye gidiyorum ve halen de şu an sırt çantası olarak kullandığım çanta.. babam konya'ya teftişe gittiğinde almıştı ta o zamanlar.. çantadan defter çıkardım, kulağımda müzikle dışardayım.. kağıda işte bir şeyler yazmaya başladım blog sayfamda ilk zamanlar yazdığım şeyler.. ama sorsan şimdi ne yazdın hatırlamıyorum:).. saçma şeyler olabilir, kulağımda müzik de var ya gaza geldim biraz sanırım.. ve sanırım ben yazmaya böyle başladım.. sonra hülya hocamla paylaşmaya başladım yazdıklarımı.. evde mum ışığında kağıda yazıyorum sonra bilgisayara temize geçiyorum.. direkt bilgisayarda yazmanın büyüyü bozacağını düşünüyorum, dijitalleştirecek diye korkuyorum, yapay olacak sanki.. çocukluk işte:).. keşke şimdi de o kadar çok zamanım olsa da önce kağıda yazsam.. sonra geçirsem bilgisayara.. yok ama.. neden yok çünkü büyüyoruz.. büyümek hızlı oluyor kafeste yaşamıyorsan veya mahkum.. hızlı büyüyoruz.. hepimiz.. tolstoy da en az bu kadar hızlı büyüdü.. çocuktum.. onun kadar yaşar mıyım bilmiyorum ama.. onun da benim gibi volkmeni var mıydı onu da bilmiyorum.. en önemlisi sağlıklı, huzurlu, doğru ve düzgün yaşayabilmek bana inan.. öyle olduktan sonra mühim olan her bir şeyi kolaylar zaten insan..

 

BUĞRA YILMAZ

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !