Alarm çaldı acı acı…5 dakika sonra diğeri..
Ondan 8 dakika sonra bir diğeri..Kalktım mecbur…
3 farklı saate alarm kuruyorum belli aralıklarla..
Sağ olsunlar, kırmıyor hiçbiri beni, sırayla çalıyorlar..
Yüzüme bir avuç su çarptım..
Mutfağa gittim..Suyun altını açtım…
Kahvaltımı yaptım..Çıkamıyorum evden kahvaltı yapmadan..
Tekrar banyoya gittim, sakallarımı kestim..Dişlerimi fırçaladım..
Odama geçtim..Defterleri hazırladım, üstümü değiştirdim…
Kapının önüne geldim..Annem de sesime uyanmış…
O saatinde sabahın, uyusaydı keşke..
Ayakkabılarımı giydim,
İçeride giydim diye kızdı annem…
Kapıda yolcu etti…
Çıkarken de kapıyı çarptım diye kızdı..
Aslında çarpmadım ama
biraz fazla duyarlı işte böyle darbeli seslere..
Havalar soğumuş, üşüdüm biraz…
1 saatten fazla sürdü, okula geldim..
Tekrar kahvaltı yaptım..
Derslere girdim, sınavlara girdim…
Susmam gerekti, sustum…
Konuşmam gerekti, konuştum…
Bazen de yalandan gülmem gerekti..Onu da yaptım..
Akşamüstü oldu...
Önce doktora gittim, randevum vardı…
“Oo buğra..Dosya numarasını en çok sevdiğim insan..”
karşılaması geldi odaya girdiğimde..
Ha yeri gelmişken dosya numaramı ben de seviyorum, “23456”..
Ve aslında hastalıklarımın gittiğim doktorla hiç alakası yoktu..
Ben hepsini tek tek sayıyorum, sağ olsun gerekli yerleri arayıp
Gerekli ilaçları söylüyor bana…
Ee her hastalık için bir bölüme gidecek vaktim yok maalesef..
Midemin yandığını, sırtımın tutulduğunu,
Yine kalbimin çarptığını anlattım..
Konuştuk sonra biraz…
Hediye olarak aldığım ve duvarında asılı duran
Gemi dümeni şeklindeki saat durmuş…
Onu söyledi bana...
Sonra bu akşam bi film alıp izleyeyim,
Ne tavsiye edersin türk filmi olarak dedi..
2 film tavsiye ettim..(Bir gün sonra aradı, izlemiş çok beğenmiş sağ olsun;)
Ben de biraz anlattım…
Dertlerimi, sıkıntılarımı…
Çıktım sonra eczaneye yetiştim kapanmadan…
Çok sevdiğim eczacım, Ayşe Hanım..
Konuştuk oradan buradan..
Okulu sordu, yeni kitap var mı yaa özledik dedi..
Bu zor günler, yoğunluk bitsin de inşallah dedim…
Dileklerime ortak oldu, inşallah dedi..
Aldım ilaçları ayrıldım..
Emirle buluştum…
Buluşmalıydım da zaten, ihtiyacım vardı..
Dostlarım, onlara olan ihtiyacımı çok iyi bilirler..
Oturduk dertleştik, uzun uzun konuştuk..
Yine anladı beni…Yani anladığını da
Suratındaki ifadeden anladım zaten..
Ve benden bir şeyler anlatmamı beklediğini de anladım..
Zaten ben de bunu istemiştim, anladı konuşmam gerektiğini..
Anlattım…Suskun olduğum zamanlarda neden sustuğumu..
Beni rahatsız edenleri, içimi kemirenleri !..Bir bir anlattım..
Aslında en çok suskun olduğum
zaman “konuşmak istediğimi” de anlattım…
Geç oldu döndüm eve..
Kapıyı çaldım..
Annem, zile uzun bastığım için kızdı...
Ayakkabılarımı içeri de çıkardığım için de kızdı..
Ve son olarak, kapıyı çarptım diye de kızdı;)
E çarpmadım aslında…
Odama girip üstümü değiştirdim…
Yemeğe oturdum, deney raporu yazdım,
Makine projesi için hesaplamalar yaptım…
Yoruldum..Gözlerim ağrıdı…
Kalktım masadan, duşa girip çıktım…
Saçlarımı kuruttum…
İlaç içtim, dişlerimi fırçaladım..
Saatin bu kadar çabuk geçebildiğine şahit oldum tekrar..
…
Alarmları kurdum, yatağıma girdim…
Düşündüm, konuştum kendi kendime,
küfürler bile ettim gece gece..
Gözlerimi, 3 alarma açmak üzere kapattım daha sonra…
“Bir sabah uyanınca farklı olacaktı ya tüm dünya”
yine aynı umutla,
Kapattım Gözlerimi…
BUĞRA YILMAZ * ÇoCuK *